23 Haziran 2010 Çarşamba

ARISTOTALES Nikomakhos’ a Etik “Dokuz ve Onuncu Kitaplar” Üzerine Bir Çalışma

DOSTLUK VE HAZ ÜZERİNE

Kimi çağdaş etik felsefelerini de besleyen en önemli kaynaklardan biri hiç kuskusuz Aristotelesçi etiktir. Özellikle onun teori ve pratik ayrımında etiğin yeri hakkındaki düşünceleri önemlidir. Hayatın amacı olarak “iyi” kavramı, düşünce ve karakter erdemleri ayrımı, orta olma ahlâkı ve etikopolitik bir erdem olarak adalet, bir mutluluk etiği şeklinde ele alınabilecek Aristotelesçi Etik’in öne çıkan yanlarıdır. Temaşa etkinliği ise Aristotelesçi Etik’te ulaşılması gereken bir zirve olarak yerini bulur.[1]

Aristoteles’in teolojisinin çok açık ve net bir biçimde ortaya çıktığı bir yer de, onun eylem alanıyla ilgili yorumlarıdır, yani etiği ve politika felsefesidir. Aslında, Aristoteles’ in etikle ilgili incelemelerinin odak noktasını oluşturan iyi hayat, politika felsefesiyle ilgili incelemelerinin en temel konusunu veya nihai amacını meydana getiren iyi bir toplum düzeni içinde yaşamayı gerektirir.[2]

Aristoteles’in etik üzerine üç kitabı vardır. Bunlar; Nikomakhos Ahlakı (on bölüm), Eudemos Ahlakı (yedi bölüm) ve iki bölümden oluşan Büyük Ahlak (Manga Moralia)tır. Fakat bu yapıtların Aristoteles’e ait olup olmadığına ilişkin farklı düşünceler olsa da bunların dikkate alınması gereken düşünceler olmadığı söylenebilir [3]

Bu eserlerinde mutluluk, iyi, erdem; karakter erdemleri, düşünce erdemleri başlıca ele alınan konulardır. Nikomakhos ’a Etik’in amacı insansal iyinin sorgulanması, dolayısıyla da insana özgü erdemlerin araştırılmasıdır. Bizde çalışmamız kapsamında öncelikle Aristoteles’in etik anlayışına bakıp daha sonra öncelikle Nikomakhos ’a Etik’in sekiz ve dokuzuncu kitabında bulunan dostluk kavramı üzerinde duracağız. İkinci olarak da onuncu kitabın konusu olan haz üzerinde duracağız.

BİRİNCİ BÖLÜM

1. Aristoteles’ in Genel Hatlarıyla Etik Anlayışı

Aristoteles’in etik anlayışının ana düşüncesi Nikomakhos Etik kitabının ilk cümlesinde ifadesini bulur. Aristoteles, bu ifadesinde her sanat ve her araştırmanın, her eylem ve tercihin de bir iyiyi arzuladığı düşünülür; bu nedenle “iyiyi her şeyin arzuladığı şey” yani iyi olanın, haklı olarak her şeyin kendisini amaçladığı şey olarak tanımlandığını dile getirir. [4]

Aslında bu girişten de anlaşıldığı üzere Aristoteles’in ahlak felsefesi teleolojiktir. Yani bütün Yunan ahlakçıları gibi Aristoteles’ de, bütün çabalarımızın en yüksek ereğinin mutluluk “eudaimonia” olduğunu ifade eder. Yunan dilinde eudaimonia iyi bir daimon ’u olma yani dış mutluluğu dile getirir. Fakat her ne kadar mutluluk dış koşullara bağlı olarak görülse de, ahlakın asıl konusu, insanın kendi içinde bulunandır, yani insanın kendi etkinliği ile elde ettiği mutluluktur, kendisinin “iyi” yi gerçekleştirmesidir. Her varlık da, Aristoteles’e göre kendi özünü kendine özgü etkinliğinin gelişmesiyle mutlu olabilir. İnsanın özü de akıl olduğunu göre onun için mutluluğa eriştiren erdem insanın aklının çalışmasını gerçekleştirebileceği bir durumda böyle bir nitelikte olmasıdır. Erdem insanın doğal özünün yapısından gelişir ve insanı hazza vardırır. [5]

Bu durumda yeniden başa aradığımız iyiye döndüğümüzde her eylem iyinin gerçekleşmesi için bir amaç mıdır? Yani öteki şeylerin onun uğruna yapıldığı şey midir? Hiçbir zaman bir başka şey için tercih edilmeyip kendisi için tercih edilene kendisi için amaç diyoruz. En çok mutluluğun böyle bir şey olduğu düşünülüyor, çünkü onu hiçbir zaman başka bir şey için değil, hep kendisi için tercih ediyoruz; ama onuru, hazzı, usu ve her erdemi hem kendileri için tercih ediyoruz hem de mutluluk uğruna, onlar aracılığıyla mutlu olacağımızı düşündüğümüz için tercih ediyoruz. Oysa hiç kimse mutluluğu onlar uğruna ya da başka bir şey için tercih etmiyor.[6]

Mutluluğa nasıl ulaşılacaktır? Eudaimonia nasıl bir yaşamla sağlanacaktır. Aristoteles, bunu araştırır. Eudaimos’ a Etik kitabında Aristoteles, mutlu bir yaşamı üç yaşam biçimine bağlar (ki bunlar en yüksek iyiye kaynak gösterilen yaşam biçimleridir.) Bunlar: Siyaset yaşamı, felsefeci yaşamı ve haz yaşamıdır. Felsefeci yaşamı, hakikate yönelik araştırmaya yönelir, siyasetçi erdeme dayalı eylemler, haz düşkünü ise, bedensel hazlar peşinden koşar.[7]

Aynı şekilde Aristoteles’ in diğer bir etik kitabı olan Nikomakhos’ a Etik kitabında da iyinin ve mutluluğun yaşam tarzlarına bağlı olmasını pek akla aykırı olmadığını söyler. İnsanların seçtiği hayat üç yaşam biçim vardır. İnsanların büyük bir çoğunluğu zevke ulaşmak ister, ama bu kölelere ve hayvanlara yakışan bir erektir. İnsanların bir kısmı daha iyi bir hayat tarzını, onuru amaçlar. Bu amaç politik hayatın hedefini oluşturur. Ancak şeref dışsal bir şey olduğundan gerçek bir erek olamaz. En yüksek değer, bize bağlı olmalı, bizim içimizde bulunmalıdır. Bazı insanlar ise, servet elde etmek için uğraşırlar, ancak bu da bir erek olamaz, sadece bir araç olabilir. En yüksek gaye, teorik yaşam olarak belirlenir. Yani kendini düşünceye veren yaşamdır.[8]

Aristoteles, insan ancak aklı ile aklının işlemesiyle, aklının etkinliğiyle mutlu olabilir. Ve akıl biri eylem biri düşünme olan iki ayrı davranış ile kendini gösterir: Bir yandan ahlak tutumunu, öbür yandan da düşünmenin olgunluğu olarak. Bundan da iki türlü erdem meydana gelir: etik erdemler ile dianoetik erdemler. Aristoteles erdemlerin bir sistemini geliştirmemiş, ama bazı erdemleri genişlemesine ve pek derin bir anlayışla incelemiştir. Bunlar arasında cesaret, adalet ölçülülük, cömertlik, şan-şeref sevgisi, ağırbaşlılık, dostluk gibi kavramlar mevcuttur.[9] Bizde ikinci bölümde Aristoteles’in incelemiş olduğu kavramlardan dostluk ve haz üzerinde duracağız.

İKİNCİ BÖLÜM

1. Aristoteles Etiğinde “Dostluk” Kavramı Üzerine

Dostluk, Aristoteles’e göre, ya bir erdem, ya da erdemle birlikte giden bir şeydir. Dostluk sosyal yaşam için zorunlu bir unsurdur. Bütün öteki iyilere sahip olsa bile hiç kimse dostlardan uzak bir yaşamı tercih etmese gerek [10]insan yapısı gereği sosyal bir canlıdır ve gerek zengin gerek fakir her durumunu paylaşacağı dostlara ihtiyaç vardır.

Ross, dostluğun Aristoteles tarafından ifade edilen biçimlerinin esas itibarıyla insanın sosyal doğasının örnekleri olduğunu belirtir. İnsan, ekonomik bakımdan kendine yetmediği için, yarar dostluğuna ihtiyaç duyar, daha yüksek düzeyde ise, zevk dostluğunu geliştirir, dostlarıyla bir arada bulunmaktan haz alır, bundan daha da yüksek düzeyinde ise insan, dostun dostuna en iyi yaşamı sürdürmesi için yardım da bulunduğu iyiliği gerçekleştirme dostluğunu geliştirir.[11] Bu çok yerinde bir saptamadır çünkü Aristoteles “dostluk gençlerde yanılgıya düştüklerinde, yaşlılara bakım için ve güçsüzlük yüzünden ortaya çıkan eylem eksikliğine yardım için; yetişkinlere ise güzel eylemler için gerekli, çünkü iki kişi birlikte olunca hem daha iyi hem de daha iyi eyleyebilirler.” Diyerek aslında dönemsel olarak bir dostluk anlayışından bahseder yani insanın konumu ve durumu dostluk şeklinin belirlenişi için önemli bir unsurdur.[12]

Dostluk, hem insanları bir arada tutar, birbirine yaklaştırır, hem de devletlerin ayakta durmasını sağlar, bu nedenle yasa koyucular adaletten daha çok, dostluk üzerinde dururlar. Çünkü dostluk, fikir birliği demektir, uzlaşım demektir. Dostluk olduktan sonra adalete bile gerek kalmaz, ama adil olanlar dostluğa her zaman gereksinim duyarlar.[13]

Acaba dostluk herkeste ortaya çıkmaz mı, kötüler dost olmaz mı? Yine acaba yalnız bir tür mü dostluk var, yoksa daha çok mu? Kimi onda bir aşırılık ve azlık söz konusu olduğu için, tek olduğuna inanıyor, ama bunların güvendikleri kanıt yeterli değil. Çünkü tür bakımından değişik şeylerde daha çok ve daha az söz konusudur.[14]

Dostluğun ortaya çıkması için sevgi karşılığı olması gerekiyor, öyleyse cansız nesnelerle ilgili yakınlığa “dostluk” denemez. Ayrıca cansız nesneler birbiri için iyi şey de istemez. Oysa dendiği gibi, dostlukla ilgili olarak, dostun, kendisi için iyi şeyler istemek gerekir. Öte yandan karşısındakinden aynı şeyi görmüyorsa, bu şekilde iyi şeyler isteyen kişilere “yakınlık duyan” adı verilebilir. Yakınlık duyma karşılıklı olursa “dostluk” olur.[15]

Dostluk peşinde koşanlar hem iyidirler, hem de güzeldirler. Aristoteles, sevilen şeye eş sayıda, üç tür dostluk olduğunu söyler. Bunların her birinde karşılıklı yakınlık olur, birbirlerini severler, neden dolayı birbirlerini seviyorlarsa onunla ilgili olarak birbirleri için iyi şeyleri arzularlar. İnsanlar, bir yarardan dolayı birbirlerini seviyorlarsa kendileri için değil de, karşılıklı olarak kendilerine bir iyi oluştuğundan severler. Hazdan dolayı sevenler için de bu böyledir. Örneğin, şakacı insanları belli kimi nitelikleri olduğu için değil, hoş olduğu için severler. Bu durumda bir yarar nedeniyle sevenler, kendilerine bir “iyi” geldiğinden dolayı sever, haz nedeniyle sevenlerde kendilerine ‘hoşluk’ sağladığı için severler. Aristoteles, bu tür dostlukların çabuk bozulacağını söyler. Çünkü yararlı ve hoş ortadan kalktığında dostlukta biter [16]

Madem dostluk bu türlere ayrıldı, kötü kişiler, bu açıdan birbirlerine benzedikleri için, ya haz ya da yarar için dost olacaklardır, iyi kişiler ise “kendileri nedeniyle” dost, çünkü iyidirler. İmdi berikiler saltık anlamda dosttur, ötekiler ilineksel anlamda ve berikilere benzemeleri açısından. Nasıl erdemlerin kiminin huy kiminin de etkinlik açısından iyi ise, dostlukta böyledir.[17]

Asıl dostluk İyi kişilerin, erdeme uygun olarak birbirine benzer kişilerin dostluğudur. Bu dostluk mükemmeldir. Bunlar, birbirleri için karşılıklı olarak iyiyi isterler. İyi kişiler, hem saltık anlamda iyidir, hem de birbirleri için yararlıdır. İyi kişilerin dostluğunda sevgi vardır, hoşluk vardır, eylemlerinde bir benzerlik vardır. Bu nedenle bu kişilerin dostlukları güçlü olur. İyi kişilerin dostluğunda taraflar birbirlerine güven duyarlar, dostluğa layık şeyler yaparlar, adaletsizlik yapmazlar.[18]

Yukarıda ifade edildiği gibi, gerçek dostluk, çıkar gözetmeden yapılır ve sevgi üzerine temellendirilebilir. Ancak bu şekilde birbirine yaklaşan insanlar dost olarak değerlendirilebilir. Dostluk kalıcıdır, kalıcı olanların en önde gelenidir. Sınanmış, değerlendirilmiş olan kalıcıdır; güven olmadan kalıcı dostluk kurulamaz; güvende ancak zamanla oluşur. [19]Aristoteles’e göre, kötü insanlar, herkese karşı güvensiz, kötücüldür, onlar başka insanları hep kendisiyle ölçerler. Bu nedenle iyi insanlar, deneyim aracılığıyla güvensiz olmayı öğrenmezlerse pek kolay kandırılırlar. Kötü kişiler dostu değil, iyileri tercih ederler, onlar nesneleri daha çok sevdikleri için, dost olmazlar. Gerçek dost ise, dostları nesnelerden önde tutar.[20]

Gerçek dost olanlar, Aristoteles’e göre, eşitliğe göre olanlardır. Eşitlik içindeyken insanlar, dost oluyor, dostluk olmadan da karşılıklı sevgi olmaktadır. Ancak Aristoteles’e göre, insanlar, eşitliğe göre dost olmaktan daha çok üstünlüğe göre dostluk kurarlar. Kimileri yaşlarının küçük olması yüzünden, kimileri erdeme, soya, benzeri bir şeye bağlı olarak aynı oranda sevilme hakkını taşımazlar, üstün olanın daha az sevmesi ya da sevmemesi Aristoteles’e göre, hakça olur. Bu üç tür, dostluk türü içinde geçerlidir [21]

İnsanlar, üstün olanlarla dost olmak ister, çünkü onlara gıpta ederler. Üstün olanlar da bu şekilde sevilmekten hoşlanırlar, sevilmek ve hayranlık uyandırmak onların üstünlüğünün de göstergesidir.[22] Benzerlik, dost olmak açısından kolaylık sağlar. İyi ve benzer olanlar, çabuk dost olurlar, hoş dostluklar kurarlar. Bu durum kötüler için de geçerlidir. Bu yüzden kötülerde, bu anlamda birbiriyle dost olur. Bir söz vardır: “kötü kötüye haz yüzünden bağlanmıştır.” [23]

Bir de karşıtlar arasındaki dostluk vardır; bu dostluk yarara dayanır. Bunun için efendi, köleye ihtiyaç duyar, köle efendiye; kadın ile erkekte birbirlerine. Karşıt olanda arzu edilen yararlı şey amaç değil, amaçla ilişkili araçtır. Bunun için de arzu edilen elde edildiğinde, artık karşıt istenmez hale gelir. Ne var ki karşıtların dostluğu bir bakıma iyiye ilişkin bir dostluk olarak kabul edilebilir, çünkü “orta”dan dolayı karşıtlar birbirini ister. Bu durumda karşıta ilgi ilinekseldir, aslında kendi başına “orta”ya ilgi duyulur. Örneğin, üşüyenler ısınırsa, terleyenlerde serinlerlerse ortayı bulur.[24]

Aristoteles’e göre, gerçek dost, dostuyla birlikte acı çeker, onunla birlikte sevinir, dostluk eşitliktir ve dostlar tek ruhtur. Dostluk, birlikte var olmak, birlikte sevinip, birlikte üzülmektir.[25]

Aristoteles, insanlar arsı ilişkinin, toplumsal ilişkinin bir parçası olduğunu belirterek yönetim biçimleri ile dostluklar arasında ilişki kurar. Aristoteles, krallık, aristokrasi ve timokrasi olmak üzere üç tür yönetim biçimi olduğunu belirtir. Ve bunların içinde en iyisinin krallık en kötüsünün ise, timokrasi olduğunu söyler. Tiranlık, krallığın bozulmasıdır. Tiran, kendisi için yararlı olana bakarken, kral yönettiği kişiler için yararlı olanın peşindedir.[26] Kral, kendine yeter ve iyiye sahip bir bireydir, bu nedenle o yönettiği kişiler için yararlı olanı gözetecektir. Tiran ise, kendisi için iyi olanı arar. Bu yüzden tiranlık kötüdür ve krallığın karşıtını oluşturur. Krallık, kötüleşince tiranlığa dönüşür ve kral, tiran olur. Yöneticiler, eğer kentin imkânlarını değere göre dağıtmazlarsa, kendini düşünürlerse, aynı kişileri yüksek mevkilere getirirlerse, zenginleşmeyi önemli hale getirirlerse bu durumda aristokrasiden oligarşiye geçilir. Bu d-urumda az sayıda kötü kişi yönetici olur. Timokrasilerden de demokrasiye geçilir. Demokrasi daha kötü bir yönetim şeklidir.[27]

Aristoteles yönetim şekilleri ile sosyal yaşam arasında ilişki kurar. Baba-oğul arasındaki dostluk, krallığa, eşler arasındaki dostluk aristokrasiye, kardeşler arasındaki dostluğu ise tiranlığa benzetir Ve bu düşüncelerini şöyle ifade eder: “Baba, en büyük ‘iyi’ diye düşünülen var olmanın nedenidir, yetiştirme ile eğitimle ilgilenir. Bunlar atalar içinde geçerlidir. Bir baba oğulları için, atalar soyundan gelenler için; bir kral yönettiği kişiler için doğa gereği yeterlidir. Bu dostluklar üstünlük üzerine kurulur, bunun için ana-babalar saygı görür. Bunlarda ‘adil olan’ aynı değildir, değere göredir; dostlukları da öyle. Kocanın karısı ile olan dostluğunun aynı aristokraside de var: Erdeme göre, daha üstün olan için daha çok ‘iyi’, her bir kişiye uyan ne ise o. ‘Adil olan’ için de bu böyle. Kardeşler arasındaki dostluk, arkadaşlığa benzer, onlar eşit ve yaşıt, böyle olanların karakterleri de çok yakın olur. Timokrasiye uyan dostluk da buna benzer. Yurttaşlar eşit ve doğru olmak isterler. Yönetim belli bir kesimde olur, eşitliğe dayanır; dostluk da öyle. Yozlaşmış yönetim biçimlerinde ise, nasıl adalet çok az ise, dostluk da az; en kötü yönetim biçiminde en az. Tiranlıkta ya hiç dostluk yoktur ya da pek azdır, çünkü bunlarda yöneten ve yönetilen arasında ortak hiçbir şey olmaz, dostluk da olmaz, çünkü adalet yoktur.” [28]

Yine burada karşımıza çıkan şey, farklı kişiler arasındaki bütün dostluklarda orantı eşitliğidir. Orantı eşitliği sağlar, dostluğu korur: toplumda da kunduracının, yaptığı ayakkabılar karşılığında değere göre bir karşılık almasına ya da terzi ve ötekiler için de söz konusu olan şeye benzer bu.[29]

Aristoteles, daha birçok soruyla dostluğun neliğini, nasıllığını ve gerekliliğini sorgular. Bu nu yaparken de tek tek durumları, olaylar üzerinde incelemeye çalışır. Aristoteles’e göre, dostluk, ne yarara, ne hazza dayanır; asıl olan erdeme dayanan dostluktur. Bu dostluklar sayesinde iyilik, fazilet, onur gibi yüksek değerler toplumda yerleşir. Ancak böyle yüksek, ulvi düşüncelere sahip olan insanlar azınlıktadır. Bu durum aslında bize çok açık gösterir ki genel bir dostluk anlayışından söz etmek oldukça zordur. Çünkü bunu anlayıp uygulayabilecek erdem sahibi insan sayısı oldukça azdır. Öncelikle dostun ne olduğunu ortaya çıkarmak gerekir. Fakat bunu yapmak oldukça zordur. Platon’un Lysis diyoloğunu bitirirken Sokrates diyor ki: “ Siz de gülünç oldunuz çocuklar, bu yaşımda bende gülünç oldum. Bizi dinleyenler buradan giderken diyecek ki birbirine dost diyen insanlar daha dost nedir bulu çıkaramıyorlar”.[30] Bu sonuç tek başına bile oldukça manidardır.

2. Aristoteles Etiğinde “Haz” Kavramı Üzerine

“Kimi hazzın iyi olduğunu söylüyor, kimi tam karşıtı büsbütün kötü olduğunu. Berikilerden kimi herhalde öyle olduklarına gerçekten inandıklarından, kimi de öyle olmasa da, bizim yaşamımız için hazzı kötü göstermenin daha iyi olacağını düşündüklerinden ötürü bunu ileri sürüyor”.[31]

Haz iyi midir, kötümüdür? Bu araştırılmalıdır. Aristoteles, bu konuda hazzın bir başka şeyden dolayı değil, kendi bakımından tercih edildiği için iyi olduğunu, ancak bir başka iyiden de daha iyi olmadığını ifade eder. Ona göre, “iyi” başlı başına iyi değilse, başka iyinin katılmasıyla daha tercih edilir olur. Aristoteles, bu durumun Platon tarafından şöyle belirlendiğini söyler: “Aklıbaşındalıkla birlikte giden hoş yaşamın ondan ayrı olmasından daha tercih edilir olduğunu, bu birleşik olan daha iyi ise, hazzın bir “iyi” olmadığını; çünkü iyinin kendisinin bir şey eklenmeden daha tercih edilir olduğunu söyler O. Açık ki kendi başına iyi olanlardan herhangi biri ile daha tercih edilir hale gelen başka hiçbir şey de iyi olmaz.” [32]

Platon’un bu tespitine yer veren Aristoteles, “iyi”yi tam, devinim ve oluşu ise, tam olmayan şeyler olarak algılayanların hazları oluş ve devinim olarak değerlendirdiklerini; böylece hazzın iyi olmadığını kanıtlamaya çalıştıklarını, ancak bu kanıtın pek yerinde olmadığını belirtir. Çünkü her devinime göre, bir hızlılık ve yavaşlık vardır. Bu kendi başına olmasa bile evrenin devinimi açısından böyledir. Fakat ona göre, hazda bunlar bulunmaz. O, öfkelenmekte olduğu gibi, çabucak sevinmenin mümkün olduğunun ama çabucak haz almanın olanaksız olduğunu belirtir. Bu durumda hazza yönelmek hızlı ya da yavaş olabilirken, haz almak hızlı olamaz.[33]

Aristoteles, daha sonra hazzın oluş olup, olamayacağını araştırır. Bir şey neden oluşuyorsa, onda yok olur. Eğer haz bir oluşsa, hazzın oluşu olan şey, acının yok oluşu olurdu. “Acı, doğaya uygun bir şeyin eksikliği, haz ise, bu eksikliğin doyurulmasıdır.” Bu durumda doygunluk neden ise, ondan haz alınacaktır; doygunlukta bedendedir. Ancak doygunluk haz değildir. Çünkü doygunluğun oluşması haz vermektedir, doygunluk olmayınca da acı duyulmaktadır. Ancak Aristoteles’e göre, bu durum bütün hazlar için geçerli değildir; beslenme ile ilgili hazlar için geçerlidir; bilgiye dayananlar, duyumla ilgili olanlar, anılar, umutlar acıdan bağımsızdır. [34]

Aristoteles, bizim hiçbir haz getirmese bile görmek, bilmek, erdemlere sahip olmak gibi, pek çok konuda çaba gösterdiğimizi hatta zorunlu olarak bunların arkasından bir takım hazlar gelse bile, bunun durumu değiştirmeyeceğini belirtir. Bu durumda şunu söyleyebiliriz haz, “iyi” değildir, her haz tercih edilesi bir şey değildi.[35]

Haz araştırmasında Aristoteles, hazzın oluş ya da devinim olamayacağını yukarda ele alındığı gibi, vurguladıktan sonra hazzın tam, bütün ve hoş olduğunu ifade eder. Aristoteles, her duyum ve her düşünme gücüne göre bir haz bulunduğunu, en hoş etkinliğin en tam olan olduğunu, hazzın etkinlikleri ve aranan yaşamı tamamladığını dile getirir. Bu durumda etkinlikten bağımsız haz oluşmamakta, haz ise, etkinliği tamamlamaktadır. Hazlardan her biri, hangi etkinliği tamamlıyorsa o etkinlikle aynı doğadadır. Diğer bir ifade ile düşünce etkinlikleri, duyulara bağlı olanlardan; duyulara bağlı olanlar da, düşünce etkinliklerine bağlı olanlardan farklıdır. Etkinliği, etkinliğe ait olan haz artırmakta ve insanlar böylece etkinlikte bulundukları şeyi daha iyi değerlendirip ona, yönelmektedir. Bu alana vakıf olarak, bu alanla ilgili her şeyi kavrayıp açıklayabilecek duruma kavuşurlar.[36]

Bu durumda birbirine paralel olarak hazda da bir artış meydana gelmektedir. Haz, değişik etkinlikleri etkileyebilir. Bu durumu Aristoteles, flüte düşkün olanların flüt sesi duyduklarında kendilerini uslamlamaya veremeyecekleri örneği ile ifade eder. Yani bu durumda daha hoş şeylerin etkinliği, diğerini etkiler ve onu yapılamayacak hale getirebilir. Uygun haz, etkinliklere kesinlik kazandırmakta ve onları daha iyi daha uzun süreli kılmaktadır. Uygun olmayan hazlar etkinliklere zarar vermektedir. Bu durum, hazlar arasında farklılıklar bulunduğunun göstergesidir. Etkinliklere yabancı hazlar, acıların yaptığı etkiyi yapar, etkinliği ortadan kaldırır. Bu durumda etkinlik ile hazlar arasında bir paralellik doğmaktadır. Etkinlikler, doğruluk ve eğrilik bakımından farklı olduğundan kimi tercih edilir, kiminden kaçınılır, kimine karşı ise nötr kalınır, hazlar da aynen böyledir, her etkinliğe göre bir haz bulunmaktadır. Erdemli bir etkinlikte doğru bir haz, kötü etkinlikte ise, eğri bir haz bulunur. Aristoteles etkinliklerin birbirinden farklı olması gibi hazların da birbirinden farklı olduğunu, görme duyumunun dokunma duyumundan arılık bakımından farklı; işitme ve koku almanın ise tat almadan farklı olduğunu belirterek hazların da aynı şekilde farklı olduğunu, nasıl her bir canlıya düşen bir iş varsa, ona özgü bir hazzın da var olduğunu açıklar. [37]

Çünkü bir atın köpeğin ve bir insanın hazzı diğerlerinden farklıdır. Aristoteles Nikomakhos Etiği’nde bu konudaki düşüncesine şöyle devam eder:

“...Herakleitos’ un dediği gibi ‘eşekler samanı altına tercih eder’ çünkü eşekler için yiyecek altından daha hoş. Demek ki tür bakımından değişik olanların hazları, biçim bakımından farklı olur, aynı türden olanların farklı olmaması da usa uygun. Ne ki, insanları ilgilendiren şey bakımından da hazlarda farklılık yok değil: Aynı şeyler kimini sevindiriyor kimini üzüyor, kimi için acı nefret uyandıran şeyler kimi için hoş, şeyler oluyor.” [38]

Sonuç olarak Aristoteles, her bir şeyin ölçüsünün erdem olduğunu, erdemli biri olduğundan dolayı kişinin iyi olduğunu, iyi kişiye öyle görünenlerin haz olduğunu, onun hoşlandığı şeylerin ise, hoş şeyler olduğunu belirterek, herhangi bir kişiye hoş görünen şeylerin erdemli kişiye hoş görünmemesine şaşmamak gerektiğini vurgular. Aristoteles, çirkin hazların bozulmuş kişiler için böyle olmalarının dışında, haz olarak değerlendirilemeyeceğini ifade ettikten sonra doğru etkinlikleri tamamlayan hazların insana özgü hazlar olduğunu belirtir.[39]

Aristoteles, eylemin hazla olan bağlantısında eyleme mutlak bir üstünlük tanır. Hazza adanmış bir yaşam ona göre, insana layık bir yaşam değildir. Pratik eylemin insanca bir eylem olmasına karşın, teorik eylem daha çok insancadır. Haz, eylemlerimizin bir amacı ve hareket nedeni olmamalı, ancak doğaya uygun eylemlerin bir sonucu olmalıdır. Erdemli bir insan hazsız eylemi, eylemsiz hazza üstün tutmalıdır. Bütün arzu ve duygular ölçüden ve bir yol göstericiden uzak olduğunda insanı insanlığından uzaklaştırarak onu özüne yabancılaştırır ya da sınırlı bir doyum yaratır. Bitki ve hayvanların seçim yapabilme şansları yoktur. Bir hayvanın davranışı haz ya da acıyla sonuçlanır. Bu düzeyde kalındığında haz iyi, acı da kötü olarak anlam kazanır. Bu nedenle hazla geçen hayat hayvanlara özgüdür. Haz, hiçbir zaman kendi başına iyi olmayıp, insanın yalnız kendisine değil de kendisi dışındaki etmenlere bağlıdır. [40]

SONUÇ

Eğer, erdemler üzerine, yine dostluk ve haz üzerine biçimsel olarak söz ettiysek, acaba bizim tercihimizin hedefine ulaştığını mı düşünmeliyiz? Yoksa dediğimiz gibi, yapılan işlerde hedef tek tek şeyleri araştırmak, bilmek değildir de, daha çok bunları yapmak mı? Erdemi bilmek yeterli değildir de, elde etmeye, onu kullanmaya mı çalışmalı? Acaba başkaca nasıl “iyi” olabiliriz? Eğer sadece sözler kişileri doğru kılmak için yeterli olsaydı Theognis ‘in dediği gibi, haklı olarak sözlere pek çok, önemli ödüller verilirdi, bunun sağlanması gerekirdi. Ne ki sözler özgür gençleri güçlü olmaya; alışkanlıklarını soylu, gerçekten güzeli sever, erdemlere bağlı kılmayı yüreklendiriyor, özendiriyor ama pek çoğunu “iyi-güzel” e ulaştıramıyor. Çünkü onlar doğal olarak utanma duygusuna değil, korkuya baş eğer; kötüden çirkinlikler yüzünden değil ceza yüzünden uzak dururlar. Şimdi bu tür insanları hangi söz değiştirebilir? Nicedir karaktere işlemiş şeyleri bir sözle değiştirmek ya olanaklı değildir ya da kolay değildir. Belki istenecek şey şu olabilir: onlar aracılığıyla doğru kişiler olarak göründüğümüz her şey bizde bulunursa erdemden pay alabiliriz. Öte yandan kimi doğal olarak, kimi alışkanlıkla, kimide eğitimle “iyi” olur, diye düşünülüyor. Şimdi doğadan kaynaklananın bize bağlı olmadığı onun şanslı kişilere tanrısal bir nedenle bulunduğu açık. Söz ile eğitim her zaman herkes üzerinde etkili değil; tıpkı toprağın tohumu yetiştirmesi gibi…[41]



[1] İsmet Tekerek, “Aristoteles’ de Etik” Kaygı: Uludağ Üniversitesi Dergisi, s.91.

[2] Ahmet Cevizci, “İlk Çağ Felsefesi Tarihi”,Asa Kitabevi, Bursa 2006, S.416.

[3] Mahmut Kaya, “İslam Kaynakları Işığında Aristoteles ve Felsefesi”,Ekin Yayınları, İstanbul,1983, S. 234.

[4] Aristoteles “Nikomakhos’ a Etik”, çev. Saffet Babür, Bilge Su Yayınları, Ankara,2009, s.9, 1094a.

[5] Macit Gökberk, “ Felsefe Tarihi” Remzi Kitabevi, İstanbul 2005, 79.

[6]Nikomakhos’ a Etik”, s.16,1097b.

[7] Aristoteles, “Eudemos’a EtikÇev. Saffet Babür, Dost Kitapevi, Ankara, 1999,19

[8] Aristoteles “Nikomakhos’ a Etik”, s.12, 1095b-20.

[9] Gökberk, a.e., s.79.

[10] Nikomakhos’ a Etik”, s. 155, 1155a.

[11] Ross, “Aristoteles” Çev. Ahmet Arslan, İzmir: Ege Üniversitesi Yayını,1993,279.

[12] Nikomakhos’ a Etik”, s. 155, 1155a.

[13]Nikomakhos’ a Etik”, s. 155, 1155a.

[14]Nikomakhos’ a Etik”, s. 156, 1155b.

[15] Nikomakhos’ a Etik”, s. 157, 1156a.

[16] Nikomakhos’ a Etik”, s. 157, 1155a.

[17] Nikomakhos’ a Etik”, s. 160, 1157b.

[18]Nikomakhos’ a Etik”, s. 158, 1156a

[19]Eudemos’a Etik,”s.167.

[20]Eudemos’a Etik,”s.169.

[21]Eudemos’a Etik,”s.175.

[22]Eudemos’a Etik,”s.177.

[23]Eudemos’a Etik,”s.179.

[24]Eudemos’a Etik,”s.181.

[25]Eudemos’a Etik,”s.185.

[26]Nikomakhos’ a Etik”, s. 156-157, 1160a-1160b.

[27]Nikomakhos’ a Etik,”s. 167, 1160.

[28]Nikomakhos’ a Etik,”s. 169, 1161b.

[29]Nikomakhos’ a Etik,”s. 175, 1164b.

[30] Platon “Lysis ”çev. Sabahattin Eyüboğlu-N.Şazi Kösemihal, Sosyal Yayınları, İstanbul, 2001,s.42.

[31]Nikomakhos’ a Etik,”s. 194, 1172b.

[32]Nikomakhos’ a Etik” s. 195, 1172b.

[33]Nikomakhos’ a Etik” s. 197, 1173b.

[34]Nikomakhos’ a Etik” s. 197, 1173b.

[35]Nikomakhos’ a Etik” s. 198, 1174a.

[36]Nikomakhos’ a Etik” s. 200, 1174b.

[37]Nikomakhos’ a Etik” s. 202, 1175b.

[38]Nikomakhos’ a Etik” s. 203, 1176a.

[39] Nikomakhos’ a Etik” s. 204, 1176a

[40] Ahmet Cevizci, “Etiğe Giriş”, Paradigma Yayınları, İstanbul,2002, 68.

[41]Nikomakhos’ a Etik” s. 212, 1179b.

1 yorum: